We Need To Talk About Kevin
İnsan doğuştan iyi midir, yoksa kötü mü? Psikoloji konusunda ünlü olan Yale Üniversitesi'nden psikologlar, Karen Wynn ve Paul Bloom'un yüzlerce yıllık bu sorulara cevap bulmaya çalıştıkları deneylerine bakacak olursak, insan adalet ve saf iyilik ile doğar çevre etkisiyle karakteri değişir ve oturur. 6 ve 3 aylık bebekleri kullanarak Wynn’in yaptığı her devirde sorulan bu soruya cevap aradığı bu deneyde kuklalar yardımcı olmuştur. Bebekler konuşamaz fikirlerini aktaramaz ama düşündüğümüz kadar bilgisiz ve fikirsiz değillerdir bu deneyde bunun bir göstergesidir.
6 aylık olan bebeklere 3 adet kukla ile bir oyun gösterisi düzenlenir. Kuklalardan biriiçinde oyuncak olan plastik kutuyu açmaya çalışır ama bunu başaramaz. Beyaz tişörtgiymiş olan kukla diğer kuklaya kutuyu açma konusunda yardımcı olur. Diğer mavi tişört giyen kukla ise kutuyu açmaya çalışan kuklaya kötülük olarak adlandırabileceğimiz şekilde bir harekette bulunur ve kutunun üstüne oturup kutuyu açmaya çalışan kuklayı iter. Bebeklere izletilen bu kukla gösterisinden sonra mavi tişörtlü ve beyaz tişörtlü kuklalar birer iyilik ve kötülük sembolü olarak bebeklerin önünde sergilenir. Bebeklerden bu iki kukladan birinin seçilmesi istenir. Bunun sonucunda ise bebeklerin hepsi olmasa da çoğu beyaz tişörtlüyü, yani diğer kuklaya yardım eden kuklayı tercih eder.
3 Aylık bebeklere de yine aynı kukla gösterisi düzenlenir ve yine her iki kuklayı da bebeklerin önünde sergilerler. 3 Aylık bebeklerin hepsi tutmak yerine bakışlarıyla hangisini seçtiğini belli eder. Örneğin mavi tişörtlü kuklaya 6, 7 saniye bakarken beyaz tişörtlü kuklaya 33 saniye kadar bakar, bu da aslında seçimini gösterir. Mavi tişörtlü yani kötülük olarak sembolize ettiğimiz kuklayı seçen bebeklerin çoğu ise kuklayı ısırıp tepki gösterir. Bu da iyilik ve kötülükten daha çok adalet duygusunun da henüz bebekken bile var olduğunu gösterir.
Lionel Shriver’ın aynı adlı mektup romanından uyarlanan We Need To Talk About Kevin filmi tam olarak bu deneyde yola çıkılan soruyu bize düşündürtüyor. Film, kronolojik olmamasına rağmen kendi içinde bir kronoloji oluşturarak ilerliyor. Teknik açıdan çok fazla belirgin bir şekilde kırmızı ve sarı renklerine yoğunluk veriliyor. Renklerin psikolojideki yerine bakacak olursak bu bize şunu düşündürüyor, bu renklerin kullanım amacı tamamen seyirciye sevgi ve nefret gibi iki zıt duyguyu da en derinden hissettirmek ve bunun yanı sıra ölüm gibi güçlü bir olguyu da alttan alta seyirciye işlemek. Renkler artık Eva için hatırlatıcı bir sembole dönüşmüştür. Kırmızı yaşadığı olayı ve içten içe pişmanlık hissini hatırlatırken sarı ise iyileşme sürecinin bir simgesidir.
Filmde zaman aralığını kevin’ın annesi Eva’nın saçlarından anlayabiliyoruz. Örneğin en kısa saçlı hali kevin’ın 16 yaşındaki zamanına ait. Uzun yani omuz seviyesinde olan saçlıhali ise kevin’ın büyük olayından uzun zaman sonrasını bize anlatıyor. En uzun saçlı hali ise mutlu zamanları olarak adlandırabileceğimiz, Kevin olmadan önceki zamanı temsil ediyor. Eva’nın çocuk doğmadan önce var olan upuzun saçlarının çocuk olduktan sonra kısacık olması öylesine bir detay mı? Yoksa Eva’nın kendi bedeni üzerindeki disiplin çabasını ve anneliğin dayattığı düzen ve disiplini mi sembolize ediyor?


Filmin başlangıç sahnesi dışarıdan içeriye süzülen beyaz bir ışık ile beraber havalanan perde ile başlıyor. Bu sahnenin hemen ardından yukarı açıdan çekilmiş bir görüntü ile beraber her yeri kıpkırmızı olmuş insanları görüp algılamaya çalışıyoruz ve hemen sonrasında fark ediyoruz ki kırmızılıkların sebebi domates. Bu da İspanya’da 1945’te küçük bir domates kavgası ile başlayan daha sonrasında festival haline gelen ‘’La Tomatina’’ festivalidir. Filmin ilerleyen kısımlarında bir daha bu sahneye değinilmemiştir. Bu sebepten ötürü bu sahne Eva’nın bir rüyası mı? Kevin doğmadan öncesi mi? Yoksa Kevin’ın olayından sonra kendine geldiği bir senaryo mu? diye, bu konuda emin olamıyoruz. Bu üç soru işaretlerinden ilki hemen bu sahne sonrasında Eva’nın bir uykudan uyanmasından, ikincisi ve üçüncüsü ise ileriki sahnelerden anlayacağımız Eva’nın özgür ruhlu ve dünyayı gezmek isteyen bir kadın karakter olmasından ötürü oluşuyor. Bu sahne hakkında biraz daha detaya girdiğimizde yukarı açıdan çekilmiş olması ilahi bir bakış açısı kazandırmıştır. Eva karakterinin kollarını iki yana açmış şekilde duruşu İsa’nın çarmıha gerilişini hatırlatıyor. Bu da diğer vermiş olduğumuz üç ihtimali çürütüyor. İsa tarihte suçlu ilan edildi, teolojide ise kurban ilan edildi bu da bize bu sahnenin tamamen toplumun tüm suçu anne etiketi olan kadına attığını gösterir.
Hemen ardındaki sahnede karakter uyanırken yüzündeki bir yerden yansıdığı belli olan kırmızı ışık bizi karşılıyor. Karakterimiz kalkıyor ve evin dışına çıkıyor. Dışarı çıkarken masaya ayağının çarpması sonucunda, yere düşen ilaçlardan pek de sağlıklı bir psikolojide olmadığını anlıyoruz. Karakterimiz, eve dışarıdan baktığında arabası dahil evin çoğu yerine kırmızı boya fırlatıldığını fark ediyor. Film boyunca sık sık sahne aralarında bu boyayı çıkarmaya çalıştığı sahneleri izliyoruz. Bunu sadece boya diyerekgeçiştirebilir miyiz? yoksa bu toplum tarafından, bir çocuğun suçunu bir insanın, sırf anne etiketi olması nedeniyle atılmış olan bir leke mi?
Eva’yı tetikleyen bu görüntü sonrasında arabasının camındaki lekeleri temizleyip yola çıkmaya çalışırken, küçük bir çocuk top sektirerek kızgın ve yargılayıcı gözler ile bakar. Yolun biraz ilerisinde ise yaşlı bir adamın yine aynı gözlerle Eva’ya baktığını görürüz. Yani kısacası yediden yetmişe herkes Eva’yı yargılıyor ve Eva’yı suçluyor. Kendine iş arayan Eva sonunda olaylar umurunda olmayan bir işveren bulur ve işe alınır. Fakat Eva’nın mutluluğu uzun sürmeden kevin’ın zarar verdiği öğrencilerin annelerinden tepki olarak bir yumruk yer. Neden bir baba ya da erkek bir figür yerine bu yumruğu bir kadından yer? En basitinden bir erkek yaşadığı sorun ve travmadan kaçmaya daha meyilliyken, bir kadın bu durumun üstüne gitmeye iç güdüsel olarak daha yatkındır. Artık mutluluk onun için yok denecek kadar az, yaşanan mutluluk süresi ise toplumun bir kadını yargılama hızı ile eşittir. Filmin ilerleyen kısımlarında artık Eva’nın Kevine hamile olduğu dönemleri izleriz. Bu dönemlerde hep mutsuzdur bu da özgür ruhlu olan Eva’nın çocuğu bir kısıtlayıcı engel olarak görmesinden kaynaklanır. Bunun yanı sıra toplumun yaratmış ve dayatmış olduğu düzen anlayışı ve çocuk doğduktan sonra babaya yüklenilmeyecek olan, sadece anneye yüklenilecek sorumluluk korkusu ve değişen hormonların yarattığı psikolojik sorunlardan kaynaklıdır. Baba ise annenin yaşadığı bu psikolojik savaş sırasında, eşi dahil hiçbir şey düşünmeden doğacak olan çocuğunun mutluluğunu yaşayarak keyif sürer.


Doğum sahnesini izledikten hemen sonra Eva, bembeyaz olan odasındaki hastane yatağında stresli ve suskun bir şekilde oturup boşluğu izler. Baba ise Kevin ile ilgilenmektedir. Eva yalnızlık hissi ve lohusalıkla baş etmeye çalışmaktadır fakat bunu bir eş değil, sadece ‘’baba’’ figürü olan eşi olmadan tek başına çaba göstererek yapar. Lohusalık depresyonu her doğum yapan kadında yaşanan bir sendrom değildir. Hamilelik öncesi depresyonu olan kadınlarda, genç annelerde veya tıpkı Eva da olduğu gibi plansız gebe kalan kadınların rastladığı bir durumdur. Halk arasında lohusalık denilen postpartum depresyonunun derinine inecek olursak Eva’nın yaşadığı durumudaha iyi açıklayabiliriz.
Doğumdan sonraki dönem, hormonal değişimin tavan yaptığı dönemdir. Östrojen ve progesteron seviyesinde yaşanan ani düşüş annenin ruh halini doğrudan değiştirebilir. Postpartum depresyon, annenin bebeğiyle olan bağını güçlü bir şekilde etkiler. Sadece bebekle bağını değil annenin kendi kimlik algısını derinden sarsar. Kısacası benliğini kaybeder ve ‘’ben artık bildiğim ben değilim’’ düşüncesi oluşur. Altında yatan temel neden toplumun beklentileri, çocuktan sonra kısıtlanan sosyal yaşam ve hobiler, anne etiketinin baskısı. Toplumun beklentilerine göre mükemmel anne, her işi kusursuz yapabilen, sabırlı, daima güler yüzlü, fedakardır. Anne’nin kafasında ise ‘’bunları karşılayabilecek miyim’’ soruları oluşur.
Artık kevin’ın sadece birkaç aylık olduğu dönemi izleriz. Bebek Kevin ağlar, hatta o kadar çok ağlar ki bir sahnede Eva bir inşaatın yanında, sırf bebeğin ağlama sesini bastırdığı için bebek arabasıyla durur ve yine yüksek ses olmasına rağmen o inşaat sesinde huzur bulur. Bu sahnenin hemen ardından, bebeği zar zor uyutmuş olan Eva koltukta dinlenirken, baba gelir ve annenin lütfen yapma demesine rağmen sevmek için bebeği uyandırır. Daha sonrasında Kevin’ı kucağında sallayarak bir bebeğe bakmanın ne kadar kolay olduğundan söz eder. Absürt olan taraf ise şu filmin devamı da dahil, eşini o kadar az görürüz ki artık bir eş değil sadece bebeğin keyifli zamanlarında var olan bir babayı izleriz. Tam da Eva’nın korktuğu şey başına gelmiştir tüm yük ve sorumluluk onun omuzlarındadır. Eva tüm bu zorluk ve depresyona rağmen filmin ilerleyen kısımlarında iyi ve eğitici bir anne olmak için elinden geldiğince çaba gösterir. Bir sahnede Kevin ile top oynamaya çalışır ama Kevin geri karşılık vermeyerek tepkisiz kalır. İşitme problemi ya da bir başka sorunu olabileceğini düşünen anne Eva, Kevin’ı doktora götürür. Hiçbir sorunu olmadığını (fiziksel anlamda) öğrenen Eva yine top oyununu kurmaya çalışırken bu sefer Kevin ‘’bende bir sorun yok, sadece yapmak istemiyorum’’ dermişçesine topu bir kere geri gönderiz ve daha sonrasında en başından beri olduğu gibi tepkisiz kalır.
Kevin artık biraz daha büyümüştür ve yine Eva’nın düşünceleri, hisleri umursanmadan babanın kararıyla başka bir şehre, daha büyük bir eve taşınılır. Kevin babasıyla oyun oynarken çok keyifli ve mızmız değildir. Anneye ise küçük yaştan itibaren tam tersi davranır. Peki bunun sebebi babasını gerçekten sevmesi mi? Yoksa annesine bir inat mı Metnin başında değindiğim deneye bakacak olursak bebekler düşündüğümüz kadar fikirsiz ve düşüncesiz değiller, bu sebepten ötürü Kevin doğduğu andan itibaren annesin onunla bağ kuramadığının ve sevgi beslemediğinin gayet farkındadır. Anneyle anlaşamaması, ona karşı hep sorun çıkartması babaya ise tam tersi aşırı uyum sağlaması ve sorunsuz olması tamamen anneye karşı bir inat ve yaşadığı sevgisizlik karşısında annenin en derin korkusundan onu vurarak, Eva’yı suçlu hissettirmek ve başarısız bir anne olduğunu düşündürmektir. Babasına karşı olan tavrının sevgiden değil inattan olduğunu Kevin’ın 16 yaşında işlediği cinayetlerden birinin de babası olmasından anlayabiliriz. Babaya karşı gerçekten içten bir sevgi beslemiyordur. Eğer besleseydi onu öldürmezdi. Annesine de öyle tepkilidir ki onu öldürmeyerek en büyük kötülüğü ona yapmıştır. Kevin emindir ki annesi bu suçluluk duygusuyla başaçıkamayacak ve toplum tarafından dışlanacak hayatının geri kalanına ise bu yükle devam edecektir.
Yeni taşındıkları evde Eva kendine ait bir oda düzenler. Tüm duvarları haritalarla kaplar ve gittiği yerleri işaretler. Bu oda da Kevin var olmadan önce ne kadar mutluysa o kadar mutlu hisseder, fakat Kevin annesinin özenle yaptığı bu odayı boya sıçratarak mahveder. Bu da aslında başta değindiğim Eva’nın çocuğa, özgürlük kısıtlayıcı bir sorumluluk figürü olarak bakmasını doğrular niteliğinde bir harekettir. Bu sahnede sadece Kevin’ın annesiyle uğraştığını göstermek amaçlanmamış, çocuktan sonra değişen hayata daha doğrusu değişen kadın hayatına vurgu yapılmıştır. Kevin belli bir yaşa gelmesine rağmen hala bez kullanmaktadır. Bunu da tuvalete gidip yapmayı bilmediğinden değil anneye bir tepki olarak yapmaktadır. Bir sahnede Kevin anneyi sinirlendirmek amacıyla altına yapar. Eva, Kevin’ın altını temizledikten hemen sonra Kevin yine bilerek altına yapar. Eva ise Kevin’ın, kişisel odasına zarar verdiğinde verdiği tepkiye yakın olarak bir tepki gösterir ama bu sefer tepki daha serttir. Kevin’ı kollarından tutup yere fırlatır. Kevin’ın kolu kırılır ve ani patlama yaşayan Eva ise pişmanlık duygusu yaşar.
Eva ikinci çocuğuna hamile kalır, eşi kendisine eskiye göre oldukça uzaktır. Eva kendini görülmeyen ve değersiz hisseder. Çocuktan bahsetmez ve farkına varılmasını bekler. Yani aslında görülmeyi ister ve bunu umar. Babadan önce Kevin bu durumu fark eder ve bunu ‘’anne çok kilo almış’’ şeklinde dile getirir. Baba eşine karşı o kadar ilgisizdir ki Kevin bunu söylediğinde dikkat eder ve fark eder. Eva’ya neden söylemediğini sorar ama Eva’nın psikolojisi hakkında tek bir fikre bile sahip değildir.
Eva bu sefer hamilelik durumdan mutludur. Kevin ise annesiyle tam tersi bir psikoloji içindedir. Eva, Kevin’a zamanla alışacağını söylemesine rağmen seyircide, Kevin da alışmayacağına emindir. Kevin kız kardeşi doğduğunda sürahiye parmaklarını sokup bebeğe su fışkırtarak annesinin tepkisini ölçer. Tam da düşündüğü gibi onu korumuştur. Küçük kız kardeş büyürken Eva, Kevin ile yaşadığı hiçbir sorunu yaşamamıştır. Peki bu Kevin’ın sorunlu olmasından mı kaynaklı? Yoksa annenin artık daha bilinçli olmasından mı?
Kevin 16 yaşına gelene kadar kardeşini asla benimsemiyor, belki de annesiyle arasındaki bağı kıskanıyor ve bu süreçte annesine iyi davranıp sarıldığı, ilgi için kustuğu bile oluyor. Kevin küçük kız kardeşinden öylesine nefret ediyor ki aşağılayıp kötü davranıyor. Kötü davranmak sadece iteleyip, kakalamaktan ibaret değil. Örneğin kız kardeşinin bir gözünü kaybetmesine sebep oluyor ve tavşanını öldürüyor. Bütün bu olanlardan sonra 16 yaşında okulundaki çoğu öğrenciyi babasının ona küçüklükten kazandırdığı hobi ile, ok atarak yaralıyor ve öldürüyor. Sadece okuldaki arkadaşlarını değil, kız kardeşini ve babasını da öldürüyor bunun nedeni ise birkaç paragraf öncesinde belirttiğim üzere annesine olan kini. Annesinde kalıcı bir hasara yol açmak istiyor, eğer annesini öldürseydi keyifli bir intikam değil basit bir intikam olacaktı. Kevin’ın ona göre keyifli olan intikamı seçmesinden kaynaklı artık annesi ömrü boyunca bu travma ile yaşayacaktır.
Kevin bu olay sonucunda hapse giriyor. Olayın üzerinden tam 2 sene sonra annesiyle görüşme yapıyor. Annesi iki yıldır sormadığı bir soruyu soruyor, ‘’neden?’’ Kevin ise ‘’bunun cevabını bildiğimi sanıyordum ama sanırım artık bilmiyorum’’ der. Eva hiçbir şey demez ve sarılırlar. Artık ikisi de durumu kabullenmiştir. Belki de Eva için yeni bir sayfa açmanın en iyi başlangıç yolu, kabullenmektir.
Peki Kevin’ın psikopati ve narsisizm olarak adlandırabileceğimiz hareketleri ve karakteri ailesinden mi kaynaklı? Yoksa kalıtsal psikolojik bir durum mu? Kevin’ın perspektifinden bakacak olursak; Dünyaya gözlerinizi açıyorsunuz ve 9 ay gibi gelişim sürecinde bağlı olduğunuz figür sizi kucaklamaya dahi tenezzül etmiyor. İki tane ebeveyne sahipsiniz ama bir tanesiyle bile bir bağ kuramıyorsunuz. Sadece baba figürüyle anneye olan öfke üzerinden kurulmuş sahte bir bağ var. Yani iki kişi ile beraber gözlerinizi açtığınız dünyada tek başınasınız ve yaşınız tek başına olmaya müsait değil. İlgiye boğulmaya ihtiyaç olduğunuz bu zaman diliminde büyük bir anne sevgisizliği içinde boğuluyorsunuz. Anneniz siz biraz daha büyüyünce size sevgi ve ilgi vermeye çaba gösteriyor ama bunun sahte olduğunun farkındasınız ve bu sahtelik sizin kininize, oluşan öfkenize öfke katıyor. Eve yeni bir aile üyesinin katılacağını öğrenip istemsiz bir şekilde hasetlik duygusuyla savaşıyorsunuz. Ailenin yeni üyesine küçük bir uğraşma diyebileceğimiz bir harekette bulunup annenizin tepkisini ölçüyorsunuz ve anneniz size karşı geliştiremediği koruma iç güdüsünü kardeşinize ilk andan itibaren oluşturmayı başarabilmiş. Düşünüyorsunuz, sorun ben miyim? Doğdunuz gün sizi kucaklamayan anne figürü neden bu bebeğe bu kadar sıcak ve anaç. Yavaş yavaş kardeş olarak bile göremediğiniz sizin için sadece bir sevgi rakibi olan bu bebeğe kıskançlık duymaya başlıyorsunuz. Aileye yeni bir üye eklendi ama siz yine bir bağ kuramadınız. En başından beri olduğu gibi yine aile denilen bu kavramın içinde tek başınasınız ve bunlar ilmek ilmek sizi yani Kevin’ı oluşturuyor.
Peki böyle bir aile içerisinde büyümeyen biri de Kevin olabilir mi? Cleckley bir psikopatın iskeletini şöyle tanımlar ‘’Psikopat zeki biridir. Ayırt edici özellikleri; duygu yoksunluğu, utanma duygusunun olmaması, benmerkezcilik, yüzeysel cazibe, suçluluk ve kaygı hissetmeme, cezadan etkilenmeme, hareketlerinin önceden kestirilememesi, sorumsuzluk, insanları kullanma ve kimseyle uzun süreli ilişki kuramama.’’ Psikopatinin özelliklerine bakacak olursak altında yatan nörobiyolojik süreçlerle ilişkin birkaç kanıt olsa da biyolojik bir etiyolojiden kaynaklı olduğunu söylemek için yetersizdir. Gelişimsel araştırmalara göre ise bebeklerin gelişimi sırasında oluşan ve yaşanan olaylar duygusal ve psikolojik olarak kritik bir rol oynar. Bir bebeğin beyin gelişiminde ilk üç yıl, soldan ziyade duygusal taraf olan sağ yarımküre daha baskındır. Bu durumda bebeğin, yaşadığı muamele ve olaylar bebeğin önemli beyin gelişim anormalliklerine neden olur hatta beyin hacminde azalma dahi gerçekleşebilir. Tüm bu psikolojik araştırmalara bakacak olursak, bir bireyin doğuştan psikopat olma ihtimali yok denecek kadar az var denecek kadar fazla değildir. Çevre faktörleriyle sonradan böyle bir psikolojinin oluşumu ise diğer ihtimale göre daha olası ve mümkündür. Kısacası sadece aile değil dış çevrede dahil, çevresel faktörler bir Kevin oluşturabilir ya da düşük bir ihtimalle bir Kevin doğabilir.
Peki kevin’ı oluşturduğunu varsaydığımız anne karakteri, Eva’nın perspektifinden bakacak olursak; Bir kadınsınız ve çevre size her zaman (anne etiketi olmadan önce dahi) birtakım sorumluluklar yüklemiş. Siz ise tüm bu sorumluluklara rağmen kendi özgür ruhlu personanızı oluşturmuşsunuz. Ruhunuzu besleyen size neşe katan seyahatlar yapıyorsunuz, gittiğiniz yerlerde ‘’kimse’’ olabiliyorsunuz. Yanında mutlu olduğunuz bir hayat partneriniz var ve bir gece kafanız yerinde olmadan vermiş olduğunuz bir kararla istemediğiniz bir hayata yelken açıyorsunuz. Gün geçtikçe bu gerçeklikle daha fazla yüzleşiyor ve psikolojik anlamda daha kötüye gidiyorsunuz. Bu sürecin sonunda sorumluluğu tamamen size yüklenmiş bir canlı var oluyor. Artık kendi benliğinizden tamamen kopup başka bir gerçeklikte kendinizi buluyorsunuz ama bulduğunuz kişi sizden tamamen uzak biri. Hayat partneri olarak gördüğünüz adamın ilgisi size neredeyse yok denecek kadar azalıyor ve siz tüm bu ilgisizlikle ve omuzlarınıza bir anda en yüksekten aşağı bırakılmış yük ile mutlu bir yaşam sürdürmeye çalışıyorsunuz. İçten içe bunun mümkün olmadığını düşünüp kendi kendinizi karamsarlığın içine yavaşça gömüyorsunuz. Çevre sizden hep bir şey bekliyor, mükemmel bir anne, mükemmel bir eş, mükemmel bir kariyer. Sizin özgür karakteriniz ise bu kalıplar arasında eziliyor. Bu durumdaki bir kadının sağlıklı bir birey yetiştirmesi mümkün mü? Bu soruyu bir kenara bırakırsak, bir bireyin yetiştirme sorumluluğunu sadece ‘’anne’’ etiketi sebebiyle bir kadına yükleyip babayı hiç sorgulamamak ne kadar doğru?
KAYNAKÇA
Wynn, K., & Bloom, P. (2007). Social evaluation by preverbal infants.Nature, 450(7169), 557-559.
The Mask of Sanity kitabı, sayfa 334
Personal Neuroscience dergisinden; Born this way? A review of neurobiological and environmental evidence for the etiology of psychopathy


