Scarface

Scarface sadece bir gangster filmi değildir. Tony Montana’da bir idol değil, bir uyarıdır. Film zirveye ulaşmanın değil, zirvede kalmanın ve insan kalabilmenin asıl mesele olduğunu gösterir

Necip Can Küçükazay

3/11/202610 min oku

Scarface filmi, ilk bakışta klasik bir ‘sıfırdan zirveye ‘ hikayesi gibi sunulur. Küba’dan Amerika’ya göç eden Tony Montana hiçbir şeye sahip değilken büyük bir suç imparatorluğu kurar. Bu anlatıya yüzeysel olarak bakacak olursak, Amerikan Rüyası’nın bir temsili gibi gözükür: Hırslıysan, çalışırsan , risk alırsan kazanırsın.. Ancak anlatıya ideolojik ve sosyolojik perspektiften bakıldığında, bu ‘rüyanın’ aslında kapitalist sistem içinde nasıl bir kabusa dönüştüğünü ifşa eden sert bir anlatıya dönüştüğünü görürüz. Scarface, Amerikan Rüyası’nı yücelten değil, onun sonuçlarını gözümüze sokan bir filmdir. Tony Montana’nın hikayesi bireysel bir yükseliş masalından ziyade ideolojik bir sistem eleştirisi ve özenilen Amerikan Rüyası’nın finalde sert bir tokatla uyandırdığı bir yıkım hikayesidir.

Göçmenler için Amerika, çalışanın karşılığını aldığı, sınıf atlamanın mümkün olduğu vaadini sunar. Ancak Scarface anlatısında bu vaadin romantize edilmek yerine sorgulandığını görebiliriz. Tony Montana’nın gözüktüğü ilk sahnelerden itibaren çok büyük bir hırsı olduğunu anlarız. Böylesine hırslı ve hırçın olmasının sebebi paraya ve güce olan zaafıdır. Bunun bir sonucu olarak Tony’nin Amerika’da yükselme biçimi emeğe değil ; şiddete, suça, fırsatçılığa ve acımasızlığa dayanır. Filmin başlarında da yerleştirildiği mülteci kampında Castro’ya yakın olan bir adamı öldürmesi istenir. ‘ bir komünisti zevk için bile öldürürüm ‘ diyen Tony, Küba’dan beraber geldiği yakın arkadaşıyla birlikte bunu gerçekleştirir. Tony’nin Amerika macerası da o zaman başlar... Miami’de bir büfede bulaşık yıkayarak geçinir ve kapitalizmin parlak yüzüyle ilk o zaman tanışır. Küçük büfeden lüks lokantalara giden zengin sınıfı seyrederken arkadaşına ‘buraya bulaşık yıkamak için gelmedim ‘ der. Miami’de uyuşturucu işi çeviren Lopez’in adamı Omar, Tony ve arkadaşını bir grup Kolombiya’lı ile kokain – para alışverişinde kullanmak ister. Ancak Kolombiyalılar hem parayı hem de malı almak istediklerinde Tony’nin ne kadar hırslı ve gözü kara olduğunu görürüz ve Kolombiyalı çete üyesini sokak ortasında gözünü kırpmadan öldürdüğüne şahitlik ederiz. Tony, Lopez’in hem parasını hem de itibarını korumuştur ve ona malı bedavaya sağlamıştır. Merdivenin ilk basamağına gelmiştir ve patronla tanışma fırsatı yakalamıştır. Bu noktada film, kapitalist ideolojinin temel çelişkisini açığa çıkarır. Sistem görünürde emeği yüceltir ancak pratikte gücü, parayı ve sonuç almayı ödüllendirir. Nasıl kazandığın değil, kazanıp kazanmadığın önemlidir. Tony Montana, kapitalist ideolojinin ‘ başarı ’ tanımını birebir uygular. Daha çok para, daha büyük ev, daha pahalı eşyalar, daha lüks arabalar, daha fazla güç... Anlatı boyunca başarı, niceliksel bir şey olarak sunulur ancak; başarı, para, güç arttıkça anlam azalır. Tony sahneler ilerledikçe paranoyak bir ruh haline girecek ve yalnızlaşacaktır. Bu da bize şunu gösterir: kapitalist sistemde ilerlemek, ahlaki ya da insani bir gelişim anlamına gelmiyor.

Film, Tony Montana’nın Küba’dan Amerika’ya mülteci olarak gelişiyle başlar. Bu başlangıç tesadüf değildir çünkü Amerika, ‘fırsatlar ülkesi’ miti üzerinden tanımlanır.

Bu yönüyle baktığımızda ‘ Amerikan Rüyasını ‘ gerçekleştirmek için insanın kendi etik sınırlarının yok etmesi gerektiği kanısına varıyoruz, tıpkı Tony’nin yaptığı gibi. Tony bunu yapar ve sistem onu ödüllendirir.. ta ki sistem için tehlikeli bir duruma gelene kadar ya da sistemin ona ihtiyacı kalmayana kadar.

Scarface, Amerikan Rüyası’nın merkezindeki bireyci ideolojiyi de sert biçimde sorgular. Filmde sıkça karşımıza çıkan ‘ The World Is Yours ‘ panosu, Scarface’in ideolojik eleştirisini tek bir görsel sloganla özetler. Bu pano, Amerikan Rüyası’nın en saf, en sade ama aynı zamanda en yanıltıcı ifadesidir. Mesaj son derece nettir : ‘ Dünya önünde, isteyen alır. ‘ Ancak film bu sloganı olumlamak için değil, ironik bir biçimde tersine çevirmek için kullanır. İdeolojik perspektifte bu pano, kapitalist bireycilik anlayışının görsel bir propagandasıdır. Tony Montana bu sloganı içselleştirmiştir. ‘ dünya senindir ‘ fikri onun için bir motivasyon cümlesinden ziyade hayat felsefesine dönüşür. Ancak film ilerledikçe bu sloganın ne kadar içi boş ve tehlikeli olduğu ortaya çıkar.

Tony Montana’nın temel motivasyonu sürekli ‘ daha fazlası ‘dır. Daha çok para, daha çok güç, daha çok saygı.. Tony, gözünün gördüğü her şeyi isteyen bir adam. Hatta öyle ki patronu Lopez’in kadını Elvira’yı bile ilk gördüğü andan itibaren gözüne kestirmiştir. Tony basamakları başarıyla tırmanmış, patronun güvenilir adamı olmuştur. Lopez’in adamı Omar’la birlikte Bolivya uyuşturucu satıcısı Sosa ile anlaşma yapmak için görüşmeye gitmişlerdir. Sosa ise kendisine Amerika bağlantısı arıyordur, Tony’nin güç ve para hırsını gördüğü için onu Lopez’e karşı ayartıp adamı yapmak istemiştir. Nihayetinde Omar’ı ekarte eder ve Montana’yı yanına alır. Tony’nin tek bir motivasyonu var.. hep daha fazlası. O yüzden bu yolda kiminle çalıştığı, kime ihanet ettiği önemli değildir, o sadece kendine güveniyor. Tony Miami’ye döndüğünde Lopez onu Sosa’ya güvenmemesi konusunda uyarır. Aslında burada ima edilen şey, bu sistemde kimseye güvenilmez.. Çünkü ilişkiler dostluk ya da sadakat üzerine değil, çıkar dengeleri üzerine kurulu. Tony bu uyarıyı diğerleri gibi ciddiye almaz, saf ya da cahil olduğu için değil, çünkü güç onu körleştirmiştir. Montana yükseldikçe kendisini dokunulmaz sanmaya başlar. Kapitalist ideolojinin bireye aşıladığı ‘ her şeyi kontrol edebilirsin ‘ yanılsaması burada açıkça görülür. Bu noktada Elvira meselesi devreye girer.Tony’nin Lopez’in metresi olan Elvira’ya göz koyması sadece kişisel bir arzu ya da cinsel bir çekimden ibaret değildir. Bu davranışın altında gücün sınır tanımayan yanılsaması vardır. Tony’nin Elvira’ya yönelmesi, Lopez’e karşı açık açık meydan okumadır. Lopez, Tony’in ondan habersiz böyle işlere bulaşmasından dolayı zaten rahatsızdır. Bir de Elvira’ya artık alenen asılan Tony, Lopez’in düşmanlığını da kazanmıştır. Buradan çıkarılabilecek bir diğer husus ise güce dayalı ilişkilerde sınırlar bulanıktır ve ihlal kaçınılmazdır. Özellikle Tony gibi hırslı ve güç için her şeyi yapabilecek biri için.. Lopez’in Tony’e karşı düşmanlaşması bireysel bir kıskançlıktan çok, sistem içi bir çatışmanın sonucudur. Tony artık yalnızca hırslı bir alt oyuncu değil, denge bozucu bir tehdittir. Sistem, yükselen bireyi bir noktaya kadar tolere eder. Ancak mevcut güç dengeleri sarsılmaya başladığında devreye girer. Tasfiyeler ve terfiler gerçekleşir... nitekim Lopez Tony’i öldürmeye çalışmış ancak başaramayınca Tony Lopez’i yok etmiştir.

Tony zamanla zirveye ulaşmıştır. Sahneler geçtikçe Tony’nin nasıl iktidar figürü olduğuna şahitlik ederiz. Elvira ile evlenmiş, devasa bir malikaneye taşınmış, görünürde Amerikan Rüyası’nı ‘ başarmıştır ‘. Ancak film burada bize bir kırılma yaşatır. Tony güçlendikçe huzuru değil, paranoyası artmıştır. Tony’nin güvenlik önlemleri için harcadığı astronomik paralar, kapitalist sistemde gücün asla yeterli olmadığını gösterir. Çünkü sahip olunan her şey aynı zamanda bir kaybedilme korkusunu da beraberinde getirir. Tony’nin en başından beri istediği her şey vardır; para, güç, iktidar.. ama denge yoktur.

Tony’nin restoranda sarhoşken yaptığı çıkış, aslında ideolojik olarak filmdeki en açık sahnelerden birisidir. ‘ beni işaret ediyorsunuz, çünkü ben kötü adamım ‘ . ilk bakışta bu sahnede Tony’nin haklı bir öfkeyle kendini savunduğu, hatta seyircinin empati kurduğu bir an gibi görünür. Ancak sahne dikkatli okunduğunda bunun bir savunmadan çok ideolojik bir ifşa olduğu görülür. Tony aslında burada çevresindeki üst sınıf tabakaya şunu söyler: ‘ bu toplumda herkes benim yaptıklarımı yapıyor, hepiniz yapıyorsunuz ama bedelini ben ödüyorum.’ Bu sahne Amerikan toplumunun ve kapitalist düzeninin ikiyüzlü ahlak anlayışını doğrudan hedef alır. Tony uyuşturucu satar,

Tony’nin Elvira ile olan ilişkisine baktığımızda ilk başlarda Elvira, Tony için ‘ kazanılan ‘ bir statü nesnesi gibidir. Ancak Tony gücü ele geçirdikten sonra Elvira’yı aşağılamaya başlar. Onu bir çocuk veremediği için suçlar, sürekli madde kullanmasından şikayet eder ve sevgisini nefrete dönüştürür. Tony için sevgi kan bağıyla sınırlıdır. Bu yüzden kız kardeşine olan sevgisi aşırı ve sağlıksız boyutlara ulaşır.

Bu süreçte Tony para aklama operasyonu sırasında tutuklanır ve Sosa onu bir ‘iyilik ‘ karşılığında kurtaracağını söyler. Sosa’nın istediği ‘ iyilik ‘ uyuşturucuya savaş açmış bir bakanın suikastidir. bu durum sistemin ahlak anlayışını açıkça ortaya koyar. Tony kabul eder

ve Sosa en iyi adamlarından birini yollar, ancak öldüreceği adamın yanında karısı ve çocukları da vardır. Bu durum Tony’i ideolojik olarak bir sınavdan geçirir. Tony yapmayı reddeder, ancak Sosa’nın adamı ısrar edince Tony soğukkanlı bir şekilde Sosa’nın adamını öldürür ve görevi yerine getirmez. Burada Tony’nin geri adım atması, onun tamamen vicdansız bir karakter olmadığını, kendi doğruları ve prensipleri olduğunu gösterir. Tüm aşırılıklarına rağmen Tony’nin hala bazı sınırları olduğunu görürüz. Ancak bu vicdan seçicidir. Çünkü Tony çocukların öldürülmesine karşı çıkar ama yıllardır sürdürdüğü şiddeti sorgulamaz. Burada görürüz ki sistemin içinde ahlak, tutarlı bir ilke değil, duruma göre değişen bir refleks haline gelir. Bu sahneden sonra zincirleme bir çöküş başlar…

Elvira Tony’i terk eder, en yakın arkadaşı ortadan kaybolur ve sanki Tony’nin şimdiye kadar düşündüğü tüm paranoyalar gerçek olmuştur. Tony artık tamamen yalnızdır.. kız kardeşinin evine gider ve en yakın arkadaşını orada görür, kız kardeşiyle birlikte. Sürpriz bir evlilik yapmışlardır ve Tony’nin bundan haberi yoktur, kız kardeşinin evinde kapıyı arkadaşı açınca yaşadığı öfke patlaması paranoyanın geldiği son noktayı gösterir. Tony için gördüğü manzara gerçeği sorgulamaya gerek bırakmaz. İlk refleksi orada hüküm vermek ve en yakın arkadaşını ölümle cezalandırmaktır… dostunun kız kardeşiyle evlenmesi Tony için önemsizdir. Çünkü Tony artık düşünmüyor, sadece tepki veriyor. En yakın dostunu da öldürerek kendi yalnızlığını kesinleştiriyor. Bu sahnede güce dayalı yaşam biçiminin insan ilişkilerini nasıl yok ettiğinin en net örneklerinden birisidir.

Sosa adamlarını çoktan Tony’e göndermiştir. Tony ve Sosa arasındaki telefon konuşması, aslında ideolojik olarak son uyarıdır. ‘ yapmayacaktın Tony ‘ cümlesi, sistemin Tony’e verdiği son şanstır aslında. Ancak Tony bu uyarıyı reddeder ve yüksek dozda uyuşturucu kullanır. Bu an, kontrolün tamamen kaybedildiği noktadır. Sosa’nın adamları Tony’nin evini basmıştır. Kız kardeşi yaşadığı travmadan sonra histerik haller içerisindedir ve Sosa’nın adamları tarafından öldürülür. Tony deliye döner ve paranoyaları sonucu odasına yaptırdığı cephanelikten silah kuşanır, var gücüyle çatışır. Yönetmen çatışma sahnelerini yavaşlatılmış sahneler ve müzik eşliğinde neredeyse törensel bir biçimde sunar. Tony’nin ideolojik yolculuğunun görsel bir kapanışıdır. Tony’nin ölümü hızlı ya da kolay olmaz. Çünkü bu ölüm bireysel bir trajediden çok sistemin bir sonucudur. En son sahnede vurulup cesedi havuza düştüğünde kameranın ‘ The World Is Yours ‘ yazısına odaklanması, filmin başından beri kurulan ideolojik ironiyi tamamlar. Dünya kısa bir süreliğine Tony’nin olmuş gibi göründü, ama bedeli her şeydi. Bir ‘ Amerikan Rüyası ‘ var. Ama sert bir tokatla her şey sona eriyor…

Özetle Scarface sadece bir gangster filmi değildir. Tony Montana’da bir idol değil, bir uyarıdır. Film zirveye ulaşmanın değil, zirvede kalmanın ve insan kalabilmenin asıl mesele olduğunu gösterir. Bu anlatı; Amerikan Rüyası, kapitalizm ve bireycilik mitlerini yücelten değil, bu mitlerin ne kadar yıkıcı sonuçları olduğunu bize gösteren bir film olarak değerlendirilebilir.

insan öldürür, suç işler ama masanın etrafındaki insanlar da masum değildir, onlar da bu sistemin bir parçasıdır. Sadece elleri kirlenmez, kirli iş yapmazlar başkalarına yaptırırlar. Film bu sahnede Tony’i aklamaz, ama onu günah keçisi yapar. Toplum kendi suçlarını ve çelişkilerini tek bir figürün üzerine yıkar. Evet, Tony kötü adamdır çünkü sistemin kirli yüzünü açık açık temsil eder. Diğerleri ise aynı sistemden yararlanır ancak ahlaki üstünlüklerini korur pozisyonda kalırlar. Tony’nin öfkesi bu yüzden kontrolsüzdür, çünkü sistemin ona biçtiği rolün farkındadır. Bireysel sorumluluğunu tamamen reddetmez. Tony burada haklı değildir, ama haksız da değildir.

Kaynakça:

Bir Film Sevdim / film eleştirmeni Burak Göral