DENEME

"12 Öfkeli Adam, sadece 1957 yılında çekilmiş bir hukuk draması değil; 4:3 boyutundaki o dar kadraja sığdırılmış kolektif bir insan zihnidir. Film, yılın en sıcak gününde bir odaya hapsolmuş 12 'soğuk' adamın, bir çocuğun hayatını adalet ipi üzerinde titizlikle yürütme çabasını anlatır. O küçücük oda artık sadece bir jüri odası değil; vicdan ile önyargının çarpıştığı daracık bir savaş alanıdır.

1/28/202610 min read

“Film, yargıcın jüriye yaptığı baştan savma, neredeyse sıkılmış gibi görünen talimatlar dışında, duruşmanın kendisinden hiçbir şey göstermiyor. Ses tonu, kararın önceden belli olduğunu gösteriyor. Ne savcıyı ne de savunma avukatını duyuyoruz ve delilleri ancak jüri üyelerinin tartışmaları sırasında dolaylı olarak öğreniyoruz.”

Kendi değerlendirmeme başlamadan önce, bakış açımı şekillendiren önemli bir eleştiriye değinmek istiyorum:

Roger Ebert’e ait olan bu sözler gerçekten de çok etkileyicidir. Filmde genellikle 12 jüri üyesine odaklanılırken, yargıca değinen çok az sayıda eleştiri mevcuttur. Bu isabetli tespit, içerideki diğer 11 jüri üyesine olan bakışımı da önemli ölçüde değiştirmiştir.

Filmi teknik açılardan ele alacak olursak; yönetmen, bu filmin bir tiyatro oyunundan uyarlanmış olmasını çok iyi değerlendirmiş ve her ögeyi oldukça ölçülü kullanmıştır. Kamera yüksekliğinin film ilerledikçe düşmesi, yani detaylar ortaya çıktıkça kameranın alçalarak jüri üyelerini yüceltmesi, Boris Kaufman’ın kamerayla adeta dans ettiğini göstermektedir. Aydınlatma tekniklerine gelecek olursak; genel olarak motive edici bir aydınlatma tercih edilmiş ve ışık-gölge karşıtlığına dayanan Chiaroscuro tekniğinden yararlanılmıştır; ancak bazı sahnelerde anlatımı güçlendiren özel tekniklere de başvurulmuştur

Filmin hikâye akışına geçtiğimizde ise:

Filme, bir adliyeyi dışarıdan görerek başlıyoruz. Kamera yavaş yavaş binanın içine süzülüyor ve davanın görüldüğü salona kadar ilerliyor. Ardından, 'suçlu' olarak itham edilen çocuğun umutsuz ifadesine tanık oluyoruz ve hemen sonrasında 12 jürinin toplandığı odaya geçiş yapıyoruz. İşte filmin neredeyse tamamı, bu daracık odada geçiyor. Jüri üyeleri, odaya girer girmez ortamı havalandırmak için çabalarlar; bunun en büyük nedeni, o günün yılın en sıcak günü olmasıdır. Bu durum, seyirciye karakterlerin bulundukları yerden memnun olmadıkları mesajını hissettirir. Ancak dışarı çıkmak mümkün değildir; çünkü bir cinayet davası hakkında nihai kararı vermeleri gerekmektedir. Yasalar gereği oy birliği sağlanamazsa dava sonuçlanamaz; çünkü sanık sandalyesindeki gencin suçu kanıtlanırsa cezası idam olacaktır.

Başlangıçta neredeyse herkes çocuğun suçlu olduğunu düşünmektedir. Jüri üyeleri numara sırasıyla masaya oturur ve jüri başkanı açık oylamayı başlatır. 'Suçlu' oyu istendiğinde önce yedi kişinin, ardından da dört kişinin sırayla el kaldırdığını görürüz; bu çekinceli tutumun altında dışlanma ve yargılanma korkusunun yattığı açıktır. Nitekim bu oylamadan sadece birkaç dakika sonra, tereddütle el kaldıran 5 Numaralı Jüri Üyesi, geçmişinin pek de iyi olmadığını itiraf eder. Ancak oylama sırasında bir kişi 'suçsuz' oyu kullanır ve bu kararından vazgeçmez.

Genel bir perspektiften bakıldığında, 8 Numaralı Jüri Üyesi'nin bu kadar emin bir şekilde 'suçsuz' demesi iki temel ihtimali akla getirmektedir: Ya olayı bir şekilde bizzat görmüştür ya da olayın kahramanı kendisidir.

Dört numaralı jüri üyesi suçlu olduğunu düşünmüyor, bu yüzden savunma yapmayı reddediyor. Daha sonradan 9 numaralı jüri üyesi 'O varoş, varoşlar yapar,' dedikten sonra, kendisi de bir varoş olduğu için, bir varoş mahallesinden geldiği için savunma yapma gereği duyuyor; ama oy verdiği 'suçlu' ifadesi yerine 'suçsuz' ifadesini savunma gereği duyuyor.

Filmin ilk yarım saatinin sonunda film düşüşe geçmektedir. Daha sonradan gizli oylama teklifi sunularak bir başka kişinin daha çocuğun suçsuz olduğunu düşündüğü gösterilerek bir kavga çıkartılıyor ve bu şekilde film eski heyecanına tekrardan kavuşuyor. Reklamcı olan jüri üyesi, yani 12. jüri üyesi ve 3. jüri üyesi oturumun devamında oyun oynamaya başlamaktadır; burada anlatılmak istenen sıkılmışlık, bıkmışlık ve inançsızlıktır.

Yaşlı adam her konuştuğunda kamerada sadece onu baş planda görüyoruz; bunun en büyük sebebi, eğer topluluk içinde görünürse yaşlı adamı dinlemeyecek olmamızdır. Çünkü diğer karakterler arasında çok pasif bir karakterdir ama aynı zamanda düşüncelerini yansıtacak kadar da cesurdur. Dokuz numaralı jüri üyesi ise gülerek cahilliğini saklamaya çalışmaktadır.

Sekiz numaralı jüri üyesi ve üç numaralı jüri üyesi arasında sürekli atışmalar gerçekleşmektedir; çünkü bu dava konusu ikisinin de inandıklarının tam tersidir, tek ortak noktaları budur. Yedi numaralı jüri üyesi, üç numaralı jüri üyesinin reddettiklerini kanıtlamak için, reddettiklerinin doğru olduğunu kanıtlamak için çeşitli oyunlar oynar ve bu şekilde kanıtlar.

Yaşlı adamın yürüme süresini hesap ettikleri sahnenin devamında gelen tartışma sahnesinin analizini yapacak olursak; dakika 57 civarı sekiz numaralı jüri üyesi, üç numaralı jüri üyesini kışkırtmaya başlıyor. Ardından üç numaralı jüri üyesi, sekiz numaralı jüri üyesine 'Seni öldüreceğim!' ifadelerini kullanıyor. Ardından sekiz numaralı jüri üyesi ise gülerek, 'Gerçekten de öldürecekti, değil mi?' göndermesi yaparak; çocuğun, babasına 'Seni öldüreceğim' dediği için onu öldürdüğüne dair iddiaya bir gönderme yapıyor.

Sahnede ışık daha çok üstten düştüğü için ifadeler tam belli olmamakta, herkesin suratı aynı görünmektedir; ancak üç numaralı jürinin kızgın olduğunu anlayabilmekteyiz. Hâlâ bu sahnede çoğunluk, sekize dört olarak çocuğun suçlu olduğunu düşünmekte iken; sekiz numaralı jüri üyesi, yani suçsuz olduğunu düşünen jüri üyesinin arkasında dört kişi bulunmakta. Bu dört kişi de suçlu olduğunu düşünmekte; ancak üç numaralı jüri üyesinin arkasında kimse bulunmamaktadır. Bu da insanlar ne kadar suçlu olduğunu düşünse de; aynı fikirde oldukları üç numaralı jüri üyesinin haksız olduğunu, farklı fikirde oldukları sekiz numaralı jüri üyesinin haklı olduğunu göstermektedir.

Bir sonraki sahnede ise 11 numaralı jüri üyesi 'Müsaadenizle' diyerek tartışmaya başlamak istiyor; ancak 10 numaralı jüri üyesi 'Müsaadenizle derken...' diye dalga geçiyor. Kibarlığı küçümseyerek yapıyor bunu da; yani ortamın iyice gergin olduğunu buradan anlayabiliriz. Ve daha sonra ayakta olan adam konuşmaya başlıyor; buraya davet edilme sebeplerinin ne olduğunu ve konuyu çok fazla kişiselleştirdiklerini belirtiyor, birazcık nesnel olunması gerektiğinden bahsediyor. Bu tartışma ve bu konuşmadan sonra tekrardan bir oylama yapılmakta ve bu sefer sonuç 6-6 çıkmaktadır. Oysaki ilk başta neredeyse herkes çocuğun suçlu olduğunu düşünmekteydi ve sadece sekiz numaralı jüri üyesi çocuğa masum oyu vermiştir. Ancak ilk başta sekiz numaralı jüri üyesi suçsuz oyu kullansa dahi çocuğun suçsuz olduğuna tam olarak inanmamaktadır. Çocuk 'Suçsuz mu?' diye sorulduğunda 'Bilmiyorum' cevabını vermektedir. Buna rağmen diğer beş üyeyi suçsuz olduklarına inandırmıştır; ama hâlâ kendisi çocuğun suçlu olup olmadığını bilmiyordur.

Bir de 7 numaralı jüri üyesine bakalım; neredeyse jüri odasına girdiklerinden itibaren akşamki beyzbol maçından bahseder, diğerlerinin hangi takımı tuttuğunu vs. sorar. Bu şekilde konu açmaya çalışır çünkü akşamki maça bileti vardır; oylama dahi yapmak istemez çünkü maçı kaçırmaktan korkuyordur. Çocuğun suçlu olduğu kanaatindedir aslında; çünkü (farklı bir karar çıkması) beyzbol maçını kaçırma ihtimali yaratıyordur. Farklı görünseler de 10 numaralı jüri üyesiyle 7 numaralı jüri üyesi çok benzerdir. 10 numaralı jüri üyesi biraz ırkçıdır ve hızlıca celallenir, biraz da 'çok bilmiştir'. İkisini birleştiren nokta ise içerideki çocuğun ölmesini ya da yaşamasını umursamamalarıdır. Bu benzerliğin bir diğer kanıtı ise 1:04:12'dir. 7 numaralı jüri üyesi, 2 numaralı jüri üyesini hor görürken 10 numaralı jüri üyesi de benzer şekilde davranır ve ardından su içtiği karton bardağı 2 numaralı jüri üyesine atarak uzaklaşır. 2 numaralı jüri üyesi de sosyolojik olarak 'cılız' bir birey olduğu için cümlesini dahi bitirmeye cesaret edemez.

Psikanalitik olarak baktığımızda; suçlu bulduğu çocuk mahkemede bulunan ve suçlanan çocuk değildir, kendi çocuğunu suçlu bulmaktadır. Çünkü küçük yaşta yanlışlar yapmış, daha sonradan da jüri üyesi oğlunu “terbiye” etmeye çalışmış; en sonunda da çocuk evi terk etmiştir. Jüri üyemiz de çocukları sevmediğini söylüyor ve çocuğuyla kendisine olan sinirini bu olaydan çıkartmaya çalışıyor. Filmin sonunda elleri titreyerek, filmin başında göğüs gererek gösterdiği oğluyla olan fotoğrafı yırttığında, mahkemedeki çocuğun suçlu olmadığını itiraf edebiliyor. 3 numaralı üyeye göre bir evde otorite olmalı ve bu otoriteyi baba yönetmeli.

Bu 12 jüri üyesinden sonuncusu bir reklamcıdır ve reklamcı adam ilk başta dava cinayet olduğu için seviniyor. Çok fazla konuştuğunu göremeyiz ancak sürekli kendisini pazarlamaya çalışıyordur. Psikanalitik olarak baktığımızda; öncelikle odaklanma sorunu vardır, konuya odaklanamıyor. İçerideki çocuğun suçlu olup olmaması ise ona göre nasıl pazarlandığına göre değişmektedir. 'Suçlu' oyunu 'suçsuz' yapmasının temelinde iki neden vardır: İlk baştan itibaren gerçek düşüncelerini baskılıyordur ve anksiyete seviyesi artarken mizah tarafı da artıyordur, biraz daha entelektüel görünme çabasına giriyordur. En sonunda vazgeçer çünkü savunduğu 'suçlu' kelimesi pazarlanamaz hale gelir ve oyunu 'suçsuz' olarak değiştirir. Ancak kısa bir süre 'suçsuzluğu' pazarlamayı dener ama hızlıca vazgeçer; oyunu suçluya çevirir ama suçlu kelimesinin pazarlanabilecek hiçbir yanı kalmamıştır ve kendisi de suçlu ifadesine inanmıyordur, bu yüzden suçsuz oyu kullanmaktan başka çaresi de kalmamıştır. İkinci neden ise odada baskın olan 3. jürinin agresif ve 8. jürinin gerçekçi otoritesidir; 12. jüri ise kime itaat edeceğini şaşırır ve sonunda, ilk başta yaptığı gibi çoğunluk tarafı seçer.

Jüri üyelerinden çokça bahsettik, peki oturumun yöneticisi? Böyle bir oturumu yöneten birinin çok baskın karakterde olmasını bekleriz ancak her sorunda, her eleştiride serzenişte bulunarak görevini devretmeyi teklif ediyor; konuyu zoraki topluyor.İki numaralı adam 'Nasıl bıçaklamış olabilir?' diye soruyor; üç numaralı adam ise 'Üsttenbıçaklamak zorunda,' diyor. Ancak bıçak konusunda tecrübeli olduğu söylenilen beş numaralı jürisi,'Hiçbir sustalı kullanıcısı bıçağı o şekilde tutmaz,' diyerekten emin bir yargıyla bıçağın nasıl kullanıldığını anlatıyor ve bu kanının doğru olabileceğine inanıyor insanlar da.

Sekiz numaralı jüri üyesi, 12 numaralı jüri üyesine 'Ne düşünüyorsun?' diye sorduğunda 'Bilmiyorum' cevabını alıyor. Ardından gidip yedi numaralı jüri üyesine 'Ne düşünüyorsun?' diye sorduğunda, 'Beraberliği bozuyorum ve oyumu suçsuz olarak değiştiriyorum,' diyor. Masadaki diğer jüri üyeleri, yani hem suçlu olduğunu düşünen hem de suçsuz olduğunu düşünen herkes 'Bu bir cevap değil!' diyerek itiraz ediyor; çünkü suçsuz oyunu vermesinin tek nedeni bir an önce o salondan çıkmak ve izlemek istediği maça yetişmek. Ve ardından sekiz numaralı jüri üyesinin isteğiyle tekrardan oylama yapılıyor; önceki oylamada altı çıkan suçsuz oy sayısı dokuza yükseliyor.

Ve yaşlı adam, yani dokuz numaralı jüri üyesi; dört numaralı jüri üyesinin burnunu ovuşturduğunu görerek, gözündeki izlerden dolayı şüphelenip tanık kadının gözlük taktığını düşünür ve bir tartışma açılır. Tartışmanın ardından sekiz numaralı jüri üyesi, suçsuz oyu kullanan dört kişiden üçüne 'Sizce suçlu mu?' diye sorar; üçü de 'suçsuz' der. Ancak ikna edilmesi gereken bir kişi daha vardır: Üç numaralı jüri üyesi.

Üç numaralı jüri üyesi o andan sonra, daha önce 'boş' dediği delil iddialarını dahi ortaya atarak 'Bunları es geçemeyiz,' der; ama sekiz numaralı jüri üyesinin bildiği bir şey vardır. Sekiz numaralı jüri üyesi bir süreliğine de olsa yalnızlığı kaldırabilmiştir ama üç numaralı jüri üyesi bunu başaramayacaktır; bu yüzden 12 numaralı jüri üyesini yanına çekmek istemiştir.

Bir süre sonra tartışmadayken 'İşte tüm kanıtlar burada!' diyerek cüzdanını çıkartır; ama eli ayağına dolaştığı için —çünkü artık kendisi de çocuğun suçsuz olduğuna inanıyordur— her şeyi masaya dökülür. Biraz bağırdıktan sonra masada çocuğuyla olan fotoğrafını görür ve çocuğuyla olan fotoğrafını yırttıktan sonra, yani 1.32.08’de, artık çocuğun suçsuz olduğunu söyleyebilecek duruma gelir.

Özetle;

Filmin kalbinde yatan çatışma, 8 Numaralı Jüri’nin "bilmiyorum" diyerek başlattığı rasyonel sorgulamadır. Ancak en dikkat çekici figür, şahsi travmalarını davaya yansıtan 3 Numaralı Jüri’dir. Psikanalitik açıdan bakıldığında, onun suçladığı kişi sanık koltuğundaki çocuk değil, kendisine başkaldıran kendi oğludur. Otorite kurma arzusu ve baba-oğul çatışması, adaletin önüne geçen bir perdeye dönüşür.

Diğer yanda 12 Numaralı Jüri (reklamcı), konuyu bir pazarlama stratejisi gibi görür. Odaklanma sorunu ve anksiyetesi arttıkça mizaha sığınması, entelektüel görünme çabasının altındaki özgüvensizliği ele verir. Onun için "suçluluk" veya "suçsuzluk", sadece hangisinin daha iyi paketlendiğiyle ilgilidir. 7 Numaralı Jüri’nin beyzbol maçı telaşı ve 10 Numaralı Jüri’nin köhne ırkçılığı ise insan hayatının, kişisel çıkarlar ve ön yargılar karşısında ne kadar ucuzlayabileceğini gösteren sosyolojik yansımalardır.

Jüri odası aslında tek bir beyni temsil eder; sabırsızlık, öfke, dikkat dağınıklığı ve mantık aynı masada oturmaktadır. Filmin sonunda 8 numaralı jürinin kazandığı zafer, sadece bir çocuğun kurtuluşu değil, mantığın ve vicdanın o karmaşık beyin içindeki mutlak hakimiyetidir.

On numaralı jüri üyesi bir anda celallenir ve beş numaralı jüri üyesi ayağa kalkıp köşeye geçtiğinde ona doğru yönelerek cümlelerine devam eder; bu cümlelerde varoşluğun kötü yanlarından bahsetmektedir. Aslında varoşluğu sadece kötü yanlarından bahsederek kötü bir şeymiş gibi göstermeye çalışır ancak odadaki herkes onun haksız konuştuğunu düşünür, kendisi de dahil olmak üzere.